Embed

Hz. Mevlânâ 'nın sandukası

1. Sanduka.
Ahşap. Ceviz. Env.No.323. Yük.265 cm. Selçuklu.1273.
Hz. Mevlâna'nın 1273 yılında ölümü üzerine, sanatkar Selim oğlu Abdülvahid tarafından fırınlanmış ceviz ağacından yapılmıştır. Sanduka kafes biçimindedir. Uzunluğu 291 cm. baş tarafının yüksekliği 265 cm.dir. Sandukanın baş tarafının alınlığı yuvarlak kemer formundadır. Alınlıkta içi içe geçmiş geometrik motifler yer almaktadır. Gövde kısmı yatay ve dikey panolara bölünmüştür. Bu kısımda yazı kuşakları ve bitkisel bezeme bulunmaktadır. Sandukanın iki yan yüzü simetrik olarak düzenlenmiştir, yatay ve dikey panolarla bölünmüş olan sanduka altıgenlerin oluşturduğu geçmeler ve yazı kuşakları ile bezenmiştir. Sandukanın gövdesinin üst kısmı ajur ve çatma tekniğinde, geometrik geçmeli biçimde yapılmıştır. Arka kısmında sandukanın içine girilebilecek biçimde küçük bir kapısı vardır. Kapı yazı ve bitkesel süslerle bezenmiştir. Sandukanın alt etek kısmında seyyar olan dört adet pano yer almaktadır. Çok ince işçilikli kafes işi olan bu panolar kufi biçimli yazı kuşağı ve geçmelerle bezenmiştir.
Mevlevi kaynakları Sultan Veled'in 1312 yılında Hz. Mevlâna'nın yanına defin edilmesinden sonra, bu sandukanın Hz. Mevlâna'nın babası Bahaeddin Veled'in üzerine konulduğunu belirtmektedirler. Bir başka rivayet de Kanuni döneminde sandukanın Bahaeddin Veled'in mezarı üzerine kaldırıldığı yönündedir. Sandukanın, Mevlâna'nın babasının üzerine alınması aynı zamanda bir efsanenin doğmasına da sebep olmuştur. Bu efsane şöyledir: "Hz. Mevlâna vefat edince, cenazesi, babası Sultanü'l-Ulema Baheddin Veled'in mezarının bulunduğu yere getirilirken, Bahaeddin Veled tabutu ile ayağa kalkmış, oğlunun büyüklüğüne, ilmine saygı göstererek baş ucunda ona yer vermiştir."
 

Sandukanın alınlığında, yanlarında ve arka kapağında kabartma tekniğinde yazılmış kitabeler bulunmaktadır.

Sandukanın ayak ucunda yer alan kitabede:
"Bu kabri ziyaret eden mutlaka kutlu ve uğurlu olur. Bu kabir, Belhli Hüseyin oğlu Muhammed'in oğlu Mevlâna Muhammed'in istirahat yeridir. O, doğular ve batılardaki âlimlerin sultanıdır. Tanrının karanlıklar içinde parlayan nurudur. İmam oğlu, imam oğlu imamdır. İslam’ın direğidir. Celal ve ikram sahibi Tanrı'nın huzuruna haklı olarak iletendir. Ayetleri, nişanları yıkılmış olan din yolunun nişanlarını meydana çıkarandır. Alâmetleri zail ve belirsiz olan Hak ve yakın yollarının aydınlatanıdır. Hâli ile, ahlakı ile, arş hazinelerinin anahtarıdır. Sözüyle, sohbetiyle Fars definelerini gösterendir. Hakikat çiçekleri ile mahlukatın gönül bahçelerini süsleyendir. Kemal göz bebeğinin nurudur. Cemal suretinin ruhudur. Âşıkların göz bebeklerinin temerküz noktasıdır. Dünyadaki ariflerin boyunlarını Tanrı sevgisi gerdanlığı ile donatandır. Kur'an'ın gizli manalarını kavrayandır. Allah'a ait bilginlerin medarıdır. Âlimlerin kutbudur. Bütün nefisleri diriltendir. Hakkın, milletin ve dinin celâlidir. Peygamberlerin varisidir. Tam ve kusursuz velilerin sonudur. Yüksek mertebeler, makamlar, yüce fazilet ve menkıbeler sahibidir. Merhameti bol olan Tanrı'nın alkış ve selamı ona olsun. Mevlâna Muhammed, Allah onun sırrını muazzez ve mukaddes etsin ve kabrinin toprağını mis gibi kokutsun. Altı yüz yetmiş iki yılının Cemaziyelahir ayının beşinci günü geldiği yere göçtü. Bu sandukayı Selim oğlu Apdülvahid yaptı. Tanrı onu yarlugasın" yazılıdır.
 
 
Sandukanın üst tarafında Hz. Mevlâna'ya ait şu gazeller bulunmaktadır:
 "Ölüm gününde benim tabutum giderken zannetme ki ben de bu cihanın derdi kalmıştır. Benim için ağlama ve 'yazık, yazık' deme. Felaket şeytanının tuzağına tutulmaktadır ki, o gibi kimselere hayıflanmak gerektir. Cenazemi görünce 'ayrılık, ayrılık' diye bağırma. Bana sevgilimle buluşma, görüşme o zaman nasip olacaktır. Beni mezara koyduklarında 'elveda, elveda' diye feryad etme. Mezar cennetlerdeki cemiyetler ile dünya arasında bir perdedir. İnmesini gördüğün şeyin çıkmasına da intizar et. Güneşin, ayın batması niçin ziyan olsun. Sana batma görünen hakikatte bir doğmadır. Mezar bir hapishane gibi görünse de ruhun kurtuluş yeridir. Hangi dane yere gömüldü de bitmedi. İnsan danesi hakkında şüphe neden hasıl oluyor. Hangi kova aşağıya indi de dolu olarak çıkmadı. Can Yusuf’u için kuyudan feryâd ü figâne sebep ne. Ağzını bu cihete kapadıktan sonra o tarafa açacaksın, senin hay u huyun lâmekan boşluğunda devam edecek."
Sandukanın alt kısımlarında da şu gazeller yazılıdır:
"Benim toprağımdan eğer buğday çıkar ve ondan ekmek pişirirsen mest-ü hayranlığın artar. Onun hamuru ve ekmeği deli gibi olur. Tandırından sarhoş evi gibi tarap ve nağmeler çıkar. Eğer benim kabrimi ziyarete gelirsen sana kabrimin üstündeki balık sırtı raksan görünür.
 

Kardeş! Benim kabrime defsiz gelme; Çünkü Tanrı nın meclisinde gamlı durmak yakışmaz. Çenesi bağlı olarak mezarda uyuyanın ağzı o dildarın afyonunu çiğner. Eğer, o kefenden bir parçasını göğsüne bağlarsan ruhundan harabatlığa doğru bir kapı açılır. Artık her canipten sarhoşların çeng ü çegnamelerinin sesi gelir. Her işten bela ve betkar doğar. Beni Hak, aşk şarabından yaratmıştır. Ben büsbütün aşkım, her ne kadar ölüm beni sürtmüş ve ezmişse de, ben sarhoşum, benim aslım aşk şarabıydı. Sarhoş olmadan şaraptan bahsedersen ne çıkar. Benim ruhum bir kere Tebrizli Şemseddin'in ruhunun bulunduğu burca uçarsa bir daha gelmez."

 

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !
Bu içeriği paylaşın!